Bugünkü makalemizde “İskorpitin kilosu ne kadar” ile ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları inceliyoruz.
İskorpitin Kilosu Ne Kadar Diye Sorulan O Gün
Kayseri’de yaşayan biri olarak denizi hep uzaktan sevenlerden oldum ben. Çocukluğumdan beri içimde tuhaf bir özlem vardır denize karşı. Belki hiç kıyısında büyümediğim için, belki de insan sahip olmadığı şeyleri daha romantik bulduğu için bilmiyorum. Ama balık kokusu bile bazen bana hiç yaşamadığım anıları hatırlatıyor. Geçen hafta cumartesi günü de öyle bir gündü işte.
Sabah erkenden uyanmıştım. Hava griydi. Kayseri’nin ayazı insanın yüzüne tokat gibi vuruyordu. Pencereyi açınca içeri giren soğuk hava yüzünden ürperdim ama yine de perdeyi kapatmadım. O gün içimde tarif edemediğim bir sıkışmışlık vardı. Son zamanlarda hayatım çok durağan gidiyordu. Aynı sokaklar, aynı insanlar, aynı düşünceler…
Kahvemi hazırlayıp masaya oturdum. Günlüğümü açtım ama yazacak bir şey bulamadım. Bazen insanın içinde çok duygu olur ama hiçbirini cümleye dönüştüremez. Tam öyle bir andaydım.
Öğlene doğru telefonum çaldı. Arayan eski arkadaşım Emre’ydi. Üniversiteden beri görüşüyorduk ama son zamanlarda herkes gibi biraz uzaklaşmıştık birbirimizden.
“Balıkçıya gidiyorum, gelir misin?” dedi.
Normalde üşenirdim ama o gün evde kalırsam daha kötü hissedeceğimi biliyordum. Montumu giyip çıktım.
Kayseri’de Bir Balıkçı Dükkânının İçinde
Balıkçı dükkânına girdiğimiz an burnuma ağır bir deniz kokusu geldi. Bir anlığına Kayseri’de değilmişim gibi hissettim. Tezgâhta dizilmiş balıkların parlak pulları ışığın altında göz kırpıyordu.
Emre her zamanki gibi neşeliydi. Benimse içimde anlam veremediğim bir yorgunluk vardı. İnsan bazen hiçbir şey yaşamadan da yoruluyor.
Tezgâhın önünde duran yaşlı adam yüksek sesle birine seslendi:
“İskorpitin kilosu ne kadar diye soruyorsan bugün pahalı abi!”
O cümle nedense kulağıma takıldı. Belki saçma gelecek ama bazen insanın aklında en anlamsız cümleler yer eder. Ben de dönüp baktım. Kırmızıya çalan dikenli bir balık duruyordu tezgahta. İlk defa yakından görüyordum.
“Bu balık tehlikeli değil mi?” diye sordum.
Balıkçı güldü.
“Dikeni var ama lezzeti başka olur,” dedi.
O an kendimi ona benzettim. İnsanlar da biraz öyle değil mi zaten? Bazılarımızın dikenleri var diye kimse yaklaşmıyor ama içimizde bambaşka şeyler taşıyoruz.
Emre fiyatlara bakarken ben dalıp gitmiştim. Çocukken babamla pazara gittiğimiz günleri hatırladım. Babam her şeye uzun uzun bakardı. Ben sıkılırdım o zamanlar. Şimdi o günleri özlüyorum. İnsan büyüyünce en sıradan anları bile özlüyor.
İçimde Biriken Şeylerin Sessizliği
Balıkçıdan çıktıktan sonra Cumhuriyet Meydanı tarafına yürüdük. Hava daha da soğumuştu. Emre bir şeyler anlatıyordu ama ben yarım yamalak dinliyordum. Aklım başka yerdeydi.
Son birkaç aydır hayatımda hiçbir şey istediğim gibi gitmiyordu. Çalıştığım işten memnun değildim. Sevdiğim kızla aramız bozulmuştu. Gece uyurken bile içimde eksik kalan cümleler dolaşıyordu.
Bazen insanın hayatı bir anda dağılmıyor. Sessiz sessiz çatlıyor önce.
Bir kafeye oturduk. Cam kenarında yer bulduk. Dışarıda yürüyen insanlara baktım uzun süre. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu. Ben ise uzun zamandır hiçbir yere ait hissedemiyordum.
Emre bir anda bana döndü.
“Sen iyi değilsin,” dedi.
İnsan en çok da biri gerçekten fark ettiğinde dağılıyor. O an gözlerim doldu ama belli etmemeye çalıştım.
“Biraz yoruldum sadece,” dedim.
Ama yalandı. Yorulmaktan daha fazlasıydı bu. İçimde biriken şeylerin ağırlığı vardı.
Bir Tabak Balık Çorbası ve Hatırladığım Şeyler
Akşamüstü küçük bir lokantaya girdik. Emre iskorpit çorbası içelim dedi. Daha önce hiç denememiştim.
Masaya gelen çorbanın kokusu şaşırtıcı şekilde huzur verdi bana. İlk kaşığı aldığımda çocukluğum geldi aklıma. Annemin hasta olduğum günlerde yaptığı çorbalar… Sobanın sıcaklığı… Televizyondan gelen eski dizi sesleri…
Bazı tatlar insanı yıllar öncesine götürüyor gerçekten.
“Nasıl?” diye sordu Emre.
“Güzelmiş,” dedim.
Ama aslında kastettiğim sadece çorba değildi. O anın kendisi güzeldi. Uzun zamandır ilk defa içimde küçük de olsa bir sıcaklık hissetmiştim.
Lokantanın köşesinde eski bir radyo çalıyordu. Dışarıda kar atıştırmaya başlamıştı. Camdan dışarı baktım. Kayseri’nin gri sokakları beyaza dönüyordu yavaş yavaş.
İçimdeki karanlığın da biraz olsun hafiflediğini hissettim.
İskorpitin Kilosu Ne Kadar Olursa Olsun
Benzer Konular: İran'ın dili ne ?
İnsan bazen çok tuhaf şeylere anlam yüklüyor. Benim aklımda o gün sürekli aynı cümle dönüp durdu:
“İskorpitin kilosu ne kadar?”
Normalde duyup geçeceğim bir soru neden içime oturmuştu bilmiyorum. Belki hayatın da böyle olduğunu düşündüğüm için. Her şeyin bir fiyatı vardı ama değeri başka bir şeydi.
Bir balığın kilosunu hesaplayabiliyorduk ama bir insanın kırgınlığını ölçemiyorduk.
Birinin geceleri neden uyuyamadığını…
Neden durduk yere geçmişi düşündüğünü…
Neden kalabalık içinde yalnız hissettiğini…
Bunların hiçbir fiyatı yoktu.
O akşam eve dönerken kar iyice hızlanmıştı. Montumun omuzları bembeyaz olmuştu. Eve yürüyerek gitmek istedim. Soğuk hava yüzümü kesiyordu ama iyi geliyordu.
Telefonumu çıkarıp sevdiğim kıza mesaj yazmayı düşündüm. Sonra vazgeçtim. İnsan bazen konuşmak istiyor ama kelime bulamıyor.
Gece Günlüğüme Yazdığım Cümle
Eve geldiğimde odama geçtim. Kaloriferin sıcaklığı yüzüme vurdu. Üzerimi değiştirmeden masama oturdum.
Günlüğümü açtım.
Uzun süre boş sayfaya baktım.
Sonra şunu yazdım:
“Bugün bir balıkçıda hayatımı düşündüm.”
Garip ama gerçekti.
Bazen insanın hayatını değiştiren şey büyük olaylar olmuyor. Küçük bir cümle, kısa bir bakış, sıcak bir çorba bile insanın içine dokunabiliyor.
O gece uzun zamandır ilk kez rahat uyudum.
Kayseri’de Yaşarken Denizi Özlemek
Denizi olmayan şehirlerde yaşayan insanların içinde başka türlü bir özlem oluyor galiba. Ben bazen hiç görmediğim kıyıları özlüyorum. Dalgaların sesini, martıları, tuz kokusunu…
Belki de bu yüzden balıkçılara gidince kendimi başka bir yerde hissediyorum.
İskorpit o gün benim için sadece bir balık olmadı. Hayatın içindeki sert ama gerçek şeyleri hatırlattı bana. Dikenleri olan şeylerin de değerli olabileceğini düşündüm.
Tıpkı insanlar gibi.
Çünkü bazı insanlar ilk bakışta zor görünür. Yaklaşılmaz sanılır. Ama biraz tanıyınca içlerinden bambaşka hikâyeler çıkar.
Ben de son zamanlarda kendimi öyle hissediyorum aslında. İnsanlardan uzak duran, içine kapanan biri oldum biraz. Ama hâlâ içimde umut var.
Bu belki en önemli şey.
İnsan Bazen En Çok Küçük Şeylerle İyileşiyor
Şimdi bu satırları yazarken dışarıda yine soğuk bir Kayseri gecesi var. Cam buğulanmış. Çayım masada yavaş yavaş soğuyor.
Ama içimde birkaç gün öncesine göre daha hafif bir his var.
Hayat hâlâ karmaşık.
Hâlâ çözülmeyen meselelerim var.
Hâlâ bazı geceler canım sebepsiz yere sıkılıyor.
Ama galiba insan tamamen mutlu olmayı değil, küçük anlarla ayakta kalmayı öğreniyor.
Bir arkadaş telefonu…
Kar altında yapılan bir yürüyüş…
Sıcak bir çorba…
Balıkçıda duyulan saçma bir cümle…
“İskorpitin kilosu ne kadar?”
Belki de mesele gerçekten bu değil zaten.
Mesele, insanın bir gün içinde bile yeniden nefes alabileceğini fark etmesi.